“Tarih, geçen zamanların şahididir, onun gerçeklerini aydınlatır, anıları meydana çıkarır, günlük yaşamımıza yol gösterir ve eski zamanlardan bilinmeyen olayları anlatır” der Cicero. Şüphesiz toplumların var olma aşamasındaki en önemli sacayaklarından biri toplumsal ve tarihi belleğimizdir. Geçen her saniye, dakika ve saatler bizi geleceğimize yaklaştırdığı kadar, geçmişte bıraktığımız anılar tarihteki yerini almaya devam eder.
Batı eksenli tarih yazıcılığına karşı yazar İbrahim Tikan tarafından kaleme alınan Gudea’dan Sokrates’e Özgürlük (Antik Kürdistan ve Dünya Tarihi) isimli kitap, Kürt halkının egemenlerce kendine mal edilmeye çalışılan tarihine, Big Bang’tan (büyük patlama) başlayıp eşitlikçi klan-kabile döneminden, ataerkil aşiret formuna dönüşümüne, devlet inşasına ve devlet dışı kalan toplumların çelişki ve çatışmaları üzerinden ışık tutuyor.
Bazen okumaya ilk başladığımız zaman bir okuyucu olarak bizleri sıkan ya da yer yer tarihi rakamlarla bilgi yağmuruna tutan tarihi kitapların aksine ‘Özgürlük Tarihi’ kitabının giriş kısmında yer alan “Yanlış tarihle doğru yaşanmaz, kendi özgürlük tarihini doğru yazamayanlar özgür yaşayamaz (Abdullah Öcalan)” sözü merakla gezineceğimiz bir patikaya çıkarıyor. Kürdistan tarihinin özgürlük mücadeleleri ve felsefesine doğru bir giriş yapıyoruz. Üç farklı evrede Kürdistan ve dünya tarihini inceleyen yazar; Birinci bölümde, ‘Asya’nın uygarlık taşıyıcıları Elamlar’ ile Neolitik dönemin toplum yerleşkesinden dağlara kadar uzanan uygarlık taşıyıcılıklarını ve günümüze kadar bırakmış oldukları tarihi izleri görüyoruz.
Özgürlük arayışında isyanlar
İ
‘Bin Tanrılı Ülke’yle giriş yaptığımız ikinci bölümde Kürdistan coğrafyasında hüküm süren sömürge devletlerinden demokrasiye geçiş aşamaları halk isyanları ve sonrasında gelen antlaşmalar döneminin ara geçiş formunu özetliyor. Kürdistan coğrafyasındaki uygarlık gelişimi, günümüze kadar süren çatışmalar ve çatışmaların gölgesindeki demokrasi ve özgür yaşam mücadeleleri kitabın ilerleyen sayfalarında günümüz çağını anlatır nitelikte. ‘Dehakların zulmü altında inleyen güneş ülkesi’yle üçüncü bölüm olarak karşımıza ise özgürlük arayışı olan toplumun Demirci Kawa isyanını, Zerdüşt felsefesi ve Sokrates’in ortak noktaları ile kitaba son veriliyor.
Yayıncılığını NA kitabevinin üstlendiği Gudea’dan Sokrates’e Özgürlük Tarihi Antik Kürdistan ve Dünya Tarihi kitabının editörü Serhat Kaya ile Kürdistan ve Ortadoğu toplumunun tarihini ve günümüzdeki tarihi yansımalarına ilişkin konuştuk.
Uygarlık tarihinden Sümerlere
Mevcut literatürde, tarih kuramlarıyla alakalı çelişkiler bulunduğunu dile getiren Kaya, şöyle devam etti: “İnsanlık tarihinin yüzde 98’lik gibi uzun bir zaman dilimini kapsayan ‘doğal toplum’ süreci vardır. Bir de insanlık yaşantısının yüzde 2’lik gibi kısa bir zaman dilimini kapsayan uygarlık tarihi vardır. Uygarlık tarihinden Sümerlerden günümüze kadar gelen devletli tarih olarak bahsedebiliriz. Uygarlık tarihçilerinin insanlık tarihinin en uzun dilimi olan doğal toplum sürecini; vahşi, barbar, saldırgan gibi nitelemelerle yaftalayıp, bu tarihi anlayışı yok saydığını görüyoruz. Yine ‘devletin varsa tarihin var, devletin yoksa tarihin yoktur’ anlayışı çok yaygındır. Bu anlayışın Kürtlere dayatılması kuşkusuz Kürtlerden çok şey götürmüştür. Örneğin batı dünyasının ana-atası olarak ilan edilen Yunan medeniyetinin kök hücresinin Medler ve Zerdüştlük olduğu aktarılır. Platon’un kendini Zerdüşt’ün öğrencisi olarak aktarması ve daha nice Yunanlı filozofun günümüzde öğrencilerin Oxford ve Harvard’a akın etmesi gibi Kürdistan’a akın etmesi ve Zerdüştün ateşgehleri etrafında ders aldıkları rivayet edilir.”
Kadim mirasın çalınması
Hem uluslararası güçlerin hem de Ortadoğu’da bulunan Arap, Fars ve Türk devletlerinin Kürtler üzerinde kurmaya çalıştığı hegemonyanın temelini tarihi mirası kendilerine mal ederek sağlamaya çalıştığına dikkati çeken Kaya, “Zaten söylemiş olduğum topluluklar ya kendi ya da uluslararası güçlerin desteğini alarak Kürtlerin ana atalarını katletmişlerdir. Amaçları bu kadim mirası kendi ellerinde bulundurmaktır. Şu an literatürde esas alınan tarih kuramı ‘mikro tarih’ kuramıdır. Mikro tarih anlayışına karşı ve bu sorunun aşılabilmesi açısından ‘evrensel tarih’ kuramının temel dayanak olması lazım. Kürtler üzerine son kırk yılda yapılan birçok çalışma bu tarihi kuramı baz alıyor. Özellikle Hegel’in şu yorumunu çok güzel destekliyor: ‘Evrensel olan her şeyin kaynağıdır.’ Yani dünyanın kendisinin de oluştuğu ilk ilkedir ve dünya evrenselden çıkar demek istemiştir. Kürdistan coğrafyası tarihe beşiklik yaptığından dolayı evrensel tarih kuramının çekirdeği konumundadır” ifadelerinde bulundu.
Kürtler bir araya gelirse…
Tarihin salt düz çizgisel bir doğrultuda tekerrür etmediğini kaydeden Kaya, geçmişten günümüze tekerrürlerden yola çıkılarak, doğru analojilerle gerçeğe ulaşılabileceğini söyledi. Kaya, şöyle devam etti: “Akad kralı Sargona karşı Gutî konfederasyonu çok başarılı olmuştur. Yine Guti kuşatması esnasında içerden Elamların ayaklanması Akadlara bitirici darbeyi vurmuştur. Aynı durumun Med ve Asur savaşında tekerrür ettiği görülür. Keyakser liderliğinde Med konfederasyonu Babil’i kuşattığında yine Demirci Kawa önderliğinde Kassitler’in ayaklanması Asur zorbalığının düşmesine sebep olmuştur. Elamların Akadlara karşı içerden yaptığı başkaldırının Asur kuşatmasında Kassitler öncülüğünde tekrarlandığı görülür. Günümüzde ise sömürgeciliğin bir buldozer gibi Kürt uluslaşmasının üzerinden geçtiği ve Kürtler arasında bir birliktense küçük çıkar çatışmalarının cereyan ettiği görülür. Aslında tarihin derinliklerindeki çatışmaları ve çelişkileri görerek ulus bazında Kürtler bir araya gelirse, tarihteki Med ve Guti konfederasyonundan daha güçlü bir yapı kurabileceklerine inanıyorum.”
Yeni Yaşam Gazetesi https://yeniyasamgazetesi2.com/gudeadan-sokratese-ozgurlugun-anatomisi/